İlginç zamanlarda yaşıyoruz. Anayasa Candır'ın ilk baskısının üzerinden beş yıldan uzun bir süre geçti. İnsanlık bir yandan doğanın bir yandan da kendi doğasının yıkıcı güçleriyle sınanıyor. Kaosun içinde güvenli liman arıyor. "Gemisini kurtaran kaptan" tutumuyla bireyci ve fırsatçı eğilimler görülüyor, diğer yandan bireyin, ulusun, insanlığın esenliği için bireysel ve ortaklaşa çabalara da rastlanıyor. Tüm bu yaşananlara insanlığın ortak birikimi olan uygarlığın penceresinden baktığımızda evrensel hukuk ilkelerinin bize yol gösterecek en güvenilir kaynak olduğunu bir kere daha teyit ediyoruz. Özgürlüklerin asıl olduğu, kişilere ayrımcılık yapılmadığı, bağımsız ve işlevsel bir yargının görev görebildiği bir düzende insanlığın sürdürülebilirliği için temel koşullar sağlanmıştır. Dünya üzerindeki tüm çağdaş anayasalar bu ilkeleri barındırır. Bu ilkelerin kurala dönüşüp ulus devletlerin anayasalarının özünü oluşturmuş olması insanlık için umut kaynağıdır. Anayasalarla kurgulanan hukukun üstünlüğüne dayalı düzenin hayata geçirilmesi kolay değildir. Özellikle kültürel dirençler zorluk çıkarır. Başarıya ulaşmak için anayasal düzenin kurgusunun toplumdaki bilinirliği artırılmalıdır. Bu bilinirlik ulusal birliğe, adalete ve barışa duyulan bağlılık ve sevgiyle bütünlenmelidir. Anayasa Candır bu saptamaların ürünüdür. Ulusal birliğimizi ve yüz dört yıllık anayasal düzenimizi koruyabildiğimiz ölçüde kendimize, birbirimize ve insanlık ailesine hayrımız dokunabilir.(ÖNSÖZDEN)