Bir Ezidi kızla yaşanan tutkulu aşk, toplumun kırılma noktalarına ve bu coğrafyada yaşanan acıların kaynağına götürüyor bizi. Sonunda, bu geleneksel karanlığın ortasında, diyoruz ki hep bir ağızdan: Işık, ışık, ah biraz ışık!
Takip eden günler, bastırılmış bir tutkunun beni gitgide avucunun içine almasıyla geçti. Hülyalı yüzü bir an olsun gözlerimin önünden gitmeyen Hezar, bir anda hayatıma bir güneş gibi doğmuş, kasvetli dünyamı ışıltılı gülüşüyle dolduruvermişti, artık ne yapsam ondan, onun bağımlı kılan hayalinden kurtulmayı başaramıyor, yakıcı imgesini hayalimden bir türlü kovamıyordum. Böylece, uzağında durduğum bir duygunun beni kolayca ele geçirmesinden, zayıflığımı anladım ve insanın nelerden kaçamayacağı üzerine bir kez daha kafa yormak zorunda kaldım. Geçmişimi sorguladım; aşktan, tutkudan, arzudan yatışmış gençliğimi. Sanıyordum ki geçmişim geride kalmıştı, hiç yoktu. Bir kadına arzuyla en son ne zaman baktığımı hatırlamıyordum bile. Şimdi tam da hayat yolunun ortasında karanlık bir ormanda buluvermiştim kendimi.